Anadolu Şairi Olarak Anılan Sanatçı Kimdir? Bir Tartışma ve Eleştiri
İzmir’de yaşayan, 28 yaşında, sosyal medyada her türlü tartışmaya girmeyi seven biri olarak, bugün tam da gündeme bomba gibi düşen bir soruya kafa yormalıyım: Anadolu şairi olarak anılan sanatçı kimdir? Hani, bu “Anadolu şairi” kavramı, bizim edebiyatımızın bir nevi tanrılaştırdığı bir figür değil mi? Bir yanda halkı anlatan derinlikli şairler, diğer yanda ise adeta kutsanmış ama gerçekliğinden çoğu zaman şüphe edilen figürler… İşte bu ikili arasında ne kadar fark var, hep birlikte bakalım.
Anadolu Şairi Nedir? Yani, Ne Oluyor?
Öncelikle, bu “Anadolu şairi” kimdir sorusunu sormadan önce, tam olarak ne demek istediğimizi bir netleştirelim. Anadolu şairi, halkın dilinden konuşan, köylünün ya da sıradan insanın duygularını şiirlerinde dile getiren sanatçıdır. Genellikle halk şiiri geleneğinden beslenen, sade ve anlaşılır bir dil kullanarak halkla bütünleşen şairlerdir. Pek tabii ki, şiirlerinde geleneksel kültürümüzün derin izleri vardır. Ve tabii ki, edebiyat dünyasında bu tip şairler daima bir şekilde “toplumcu” kimlikleriyle ön plana çıkarlar.
Ama hemen şunu da söylemek lazım: Anadolu şairi denilince, bizde hep bir “kahraman”lık edası vardır. Yani, sadece halkla empati kurmak, bu insanların yaşamını anlamak yetmez; bu tür şairler adeta halkın sesiymiş gibi de kabul edilir. Peki, bu doğru mu? Yani, gerçekten herkesin sesi olabilirler mi? İşte bu noktada bir şeyler eksik gibi geliyor bana.
Sevdiğim Yanlar: Gerçekten Bir Ses Olabilmek
Anadolu şairi olarak anılan sanatçıların sevdiğim yanları var. Bir kere, halkın gerçeklerinden beslenmeleri, sokaklarda gezip, köyleri dolaşarak duydukları hüzünleri şiirlerine yansıtmaları takdire değer. Örneğin, Aşık Veysel veya Karacaoğlan gibi isimler, her bir kelimeleriyle halkın acısını, umudunu ve direncini dile getirmiştir. Bu yönleriyle gerçekten büyük birer halk şairi olarak anılmayı hak ediyorlar. Toplumun içinden gelen ve onlara “biz de varız” diyebilen sanatçılardır.
Tabii ki, günümüzde de bazı şairler bu geleneği devam ettiriyor. Halk edebiyatına bağlı kalarak, arka planda yaşanan dramları, köydeki yalnızlıkları ve sosyal adaletsizlikleri kendilerine dert edinen sanatçılar var. Bu tür şairlerin samimiyetini ve halkı anlatan doğallığını gerçekten takdir ediyorum. Ama, yine de biraz “modernite”yi ve özgünlükleri katabilseler keşke, diye düşünüyorum.
Sevmediğim Yanlar: Halkın Sesi Olmak mı, Halkı Satmak mı?
Ama bu Anadolu şairliği işi o kadar da masum ve saf değil. Hani diyorum ya, “herkesin sesi olmak” fikri çok güzel ama bazen bu sesin ne kadar gerçek olduğu tartışmaya açık. Yani, halkın dilinden konuşuyorum derken aslında halkı kendi çıkarlarına göre kullanan bir grup şair yok mu? Mesela, bazen bu şairlerin halk edebiyatını sadece bir “pazar” aracı olarak kullandıklarını düşünüyorum. “Biz halktanız, bizim şiirlerimiz çok derin ve yerel” demek çok kolay. Ama sorarım: Bu derinlik gerçekten halkı yansıtıyor mu, yoksa bir grup entelektüel elitin halktan geleneksel edebiyatı bir tür “makyajla” pazarlaması mı?
Halkı anlatmak, onun duygularını dile getirmek güzel. Ama bu arada halkı basitleştirerek, onu romantize ederek de bir yere varamayız. Çünkü halk, sadece zor durumda olan, acı çeken bir kitleden ibaret değil. Toplumun diğer renkleri de var, çünkü halk dediğimiz şey bir monolit değil, oldukça çeşitli ve dinamik bir yapıdır. Eğer Anadolu şairi sadece acıyı, yokluğu, çaresizliği anlatıyorsa, bu halkı dar bir kalıba sokmaktan başka bir şey değildir.
İronik Bir Durum: Yüksek Kükreyen Bir Sessizlik
Bir de işin şu boyutu var: Bazı şairler Anadolu’yu anlatırken çok ciddi bir şekilde, “Biz halktanız” edasıyla ortada dolaşıyorlar. Ama bu aynı şairlerin çoğu, “halkın sesi” olma yolunda, en son markalı giyimleriyle pozlar verip, sosyal medyada şair olarak yer edinmeye çalışıyor. Hani bir yanda köy köy gezip şiir yazmaya çalışırken, diğer yanda Instagram’da “hashtag”lerle işlerini pazarlıyorlar. İronik değil mi? Yani, “halkı savunmak” için bir yandan poz veren şairlerin bu hali, biraz abartıya kaçmıyor mu?
Bir de şu var: Anadolu şairlerinin çok fazla “saygıdeğer” kabul edilmesinin, genellikle toplumun onlara olan yüksek saygısından kaynaklandığını düşünüyorum. Evet, onların şiirleri halkla iç içedir ama her zaman bu saygıyı hak ediyorlar mı? Şiirlerini, sadece halk edebiyatı geleneği içinde kalan bir tür “kutsallık” olarak görmek, bana pek de doğru gelmiyor.
Sonuç: Hangi Anadolu Şairi?
Anadolu şairi kavramı, bana kalırsa çok karmaşık bir şey. Kimisi halkı gerçekten derinlemesine anlamış ve bunu şiirleriyle çok iyi dile getirmiştir. Ama kimileri de sadece popülerliği yakalamaya çalışan, halkı ve toplumun duygularını kendi çıkarları doğrultusunda kullanan sanatçılardır. O yüzden bir Anadolu şairinin gerçekliğini, samimiyetini sorgulamak gerekir.
Şu an düşünüyorum: Anadolu şairi kimdir? Gerçekten halkın sesini duyuran sanatçılar mı, yoksa halkı sadece bir pazar malı olarak kullanan şairler mi? İşte, bu soruyu hep birlikte tartışmalıyız.