Kat Yüksekliği En Az Kaç Olur?
Bazen hayat, tuhaf bir şekilde bizi, garip ve komik sorularla karşı karşıya bırakır. Mesela, geçen gün arkadaşlarla buluştuğumuzda, “Kat yüksekliği en az kaç olur?” sorusunu ciddi ciddi düşündük. “Bu kadar mı derin düşünmemiz gerekiyor?” diyebilirsiniz, ama inanın, hiç de öyle değil. Hadi gelin, İzmir’in sıcağında bir kafede otururken başlayan, ama derin düşüncelerle dolu bu yolculuğa katılın.
Bir Gün, Bir Soruyla Başladı
Cumartesi günüydü. Sabah uyandım, kahvemi aldım, Instagram’a baktım, kahvaltıyı geçtim, ama nihayetinde arkadaşlarla buluşmak üzere dışarı çıktım. Güneş tam tepemde, 30 derece sıcaklık var, fakat neyse ki kıştan kalma bir alışkanlıkla yazlık tişörtlerimi hala giymemişim (normalde bu zamanlar tişört moduna geçmem lazımdı, değil mi?). Neyse, tam o sırada arkadaşım Burak geldi. Yüzü asık, adeta “bu yazın sıcaklığında bir insan niye böylesine içsel bir huzursuzlukla gezer?” gibi bakıyor bana.
“Ya abi, sana bir soru soracağım, ama biraz düşündürtebilir,” dedi Burak, klasik soru havaları atmaya başlamadan önce.
“Bu ne ya?” dedim, biraz tereddütle. “Bana sakın moral bozan bir şey söyleme, yoksa akşam üzülüp pizza yemeye giderim.”
Burak ise bildiğiniz gibi tipik bir Burak, “Yok, yok, moral falan bozmaz. Ama sana bir soru soracağım, düşünmen gerekebilir,” dedi. Ardından o ilginç sorusunu patlattı: “Kat yüksekliği en az kaç olur?”
Ne? Ne diyor bu? Benim aklımda ilk geçen şey şu oldu: “Bir apartmanda mı yaşıyoruz, ne oluyor? Sınıf mı var, uçakta mı? Kat yüksekliği ne alaka?”
Ama tabii Burak bu tip şeyleri ciddi ciddi sorgulamayı seven tiplerden, sonra bir dakika durdum. Kat yüksekliği? Yani gerçekten, katların yüksekliği neden bu kadar önemli? Bir katın yüksekliği, gerçekten ne kadar olmalı ki? Kendimi düşündüm; daha ne kadar derinleşebilirim ki?
Kat Yüksekliği Hakkında Kültürel Sorular
Bunu düşünmeye başlamak beni bir anda kültürlerarası bir yolculuğa çıkarmaya başladı. Eskiden, yüklü bir taşla tepelerde köylerin tepelerine çıkmak zorunda kalan insanlar, “Yukarıda ne var ki?” diye merak etmiş olmalı. Bugün biz, bina katlarını sayarken gerçekten bir şeyi sorguluyor muyuz? Ya da bu yüksek katlar bize ne vaat ediyor? İnsanın ruhunu mu okşuyorlar, ya da sadece ufak bir balkonun hayalini kurduğumuzda kafamızdaki “kat yüksekliği en az kaç olur?” sorusu yükseliyor?
İzmir gibi yükseltilmiş bir şehirde, denize sıfır binalardan mı hoşlanıyorsun yoksa birkaç kat yukarı çıkıp izlediğin manzarayı mı seviyorsun? Kısa bir içsel monolog yaparken, kendimi İskandinavya’da bir kış akşamında, yüksek katlarda bir dairede, kar manzaralı bir pencere önünde hayal ettim. “O da ne!” diyorsunuz, ama kat yüksekliği ile sadece bina yapılarından değil, hayallerimizdeki yüksekliği de düşündük ya.
Şehirde Kat Yüksekliği: Felsefi Bir Dönüşüm
Bir süre sonra, konuyu daha felsefi bir hale getirmek istedim. Şimdi, İstanbul’da ya da başka büyük şehirlerde kat yüksekliği çoğu zaman bir prestij meselesi olabiliyor. Ne demiştik? Bazen yukarıda olmak, daha fazla görünürlük sağlar, değil mi? Ama mesela, biz İzmir’de buna nasıl bakıyoruz? Bence burada herkes birkaç katlı binalarda yaşıyor. Bu yüzden apartmanlarda asansör tuşuna basarken, 5. kata bile çıkmanın ötesinde başka bir düşünce yok.
Bir taraftan, her katın yükseklikleri arttıkça, insan kendini bir Nebula gibi hissediyor: Yükseklik arttıkça, kişisel alan da artıyor, tıpkı bir teleskop gibi her şey daha büyük görünmeye başlıyor. Tüm bu binalarda, katların yüksekliğiyle bireysel alanın büyümesi arasında bir ilişki olduğunu fark ettim. Ve evet, kat yüksekliği ne kadar artarsa, o kadar yalnızlaşırsınız. Bunu, bir balkonunuzdan başka hayatları gözlemlerken anladım.
“Ya Ama Kaç Katlı Olmalı?” İç Ses
Evet, başta çok ciddiydim, ama sonra o günün öğleden sonrası, Burak’ın sorusu, kafamda dönen çarklarla birleşti. Hani ya… Gerçekten kaç kat olmalı? Benim için ideal kat yüksekliği kaçtır? Bunu ciddi bir şekilde düşündüm. “Yüksek olmalı, ama biraz da alçak olsun. Ama çok alçak olursa zaten manzara pek gözükmez, öyle değil mi? Kısacası 10. kat yüksekliği çok iddialı, 5. kat da bana biraz ‘müstakbel daire’ hissi veriyor,” dedim içimden.
O sırada başka bir arkadaşım, Esra da sohbetimize dahil oldu. “Ya 5. kat ne ya?” dedi. “O kadar yükseğe tırmanmak bile zor!”
O zaman fark ettim, evet, bazen yalnızca katın yüksekliği değil, aslında o katın içinde yaşadığın alan, seni başka dünyalara mı taşıyor? Bu soru, bir türlü cevabını bulamadım ama kesinlikle etkiledi. “Kat yüksekliği en az kaç olur?” sorusu, bir tür yaşam biçimi, kimlik sorusuna dönüşmüştü.
Sonuç: Kat Yüksekliği, Bir Soru Değil, Bir Yaşam Felsefesi
Evet, son tahlilde kat yüksekliği en az kaç olur sorusu, gerçekten önemli değil. Hayatımızda ne kadar yüksek, ne kadar kısa, ne kadar uzun katlar olduğunun pek de bir önemi yok. Sonuçta bu, bir yaşama biçimi. Önemli olan katlar ne kadar yüksek olursa olsun, her katın içinde hayatın bir şekilde devam ediyor olması. Ve işte burada, her katın başka bir anlam taşıdığını, her katın başka bir yaşam tarzına hizmet ettiğini fark ettim.
Kısa bir not: Kat yüksekliği ile ilgili düşünceler arasında boğulmak, sabah bir kahve içip tekrar soruyu sormaya gerek olmadığını hatırlamak aslında yeterli. Sonuçta önemli olan bir şey var: Yaşadığın alanın, seni ne kadar rahat hissettirdiği ve sana neler kattığı. O yüzden çok fazla dert etmeyin arkadaşlar, hayat aslında çok kısa, katlar yüksek olsa da, hepimiz kendi katımızda yaşarız.
Son olarak, bir kat sorusu… Belki 15 katlı bir bina değil, belki 4 katlı bir evde mutlu olursun. 4. kat biraz ideal sanki, katlar artmasın, her şey net ve yerinde kalsın!